26/10/2008 ·
Eskiden, oturup aşk şiirleri yazdığımız zamanlarda; tüm dünyayı sevgilinin gözlerinden ibaret sanırdık. Zaman akıp gider, biz bir gülüşün bir bakışın peşinden yuvarlanırdık. Akıp giden sadece zaman mıdır? Keşke öyle olsaydı. Duygular, heyecanlar, gözyaşları da akıp gidiyor zamanla beraber. Hani kızardık annelerimize ne kadar ruhsuz ne kadar katı diye. İşte ağlayamadığımız zamanlardayız. Sevgililer yok, gitmedi yüreklerden ama birer derin iz artık Hatta anmadan geçiriyoruz günleri. Artık annelerimiz anne değil, kardeşlerimiz kardeş değil. Sabah gün ışırken yollara düşüp sadece ayakta kalabilmenin savaşını verdiğimiz zamanlardayız.
Hatırımıza gelmiyor bir yetim başı okşamak, yalnızlıklara bir nebze ilaç olmak. Gözlerimiz yorgunlukla kapanırken her gece, dualarımız huzurlu günler için hep ama huzurdan adım adım uzaklaştırıyor bizi bu şehir. Binlerce insanın arasında yalnızlığımıza koşuyoruz her gün. Artık kalem bile kullanmıyoruz, günlük tutmuyoruz, hüzünlü şarkılar değil de daha çok aklımızı meşgul eden gürültüler peşindeyiz. Aynalara bakmaktan çoktan vazgeçmiş, kullanamadığımız gönül gözlerini raflara kaldırmışız. Arada bir hafif bir buğu bıraksa da gözlerimizde eski albümler, hala büyük postanenin merdivenlerin deki güvercinler gibi günü geçirmeye çalışıyoruz.
Hal böyle iken, günlerin kısalmaya başladığı şu günlerde biraz da sonbaharın etkisiyle sanırım; içimdeki duygu kıpırtıları dökülüyor uzun zamandır kıpırdamayan parmaklarımdan. Akşamın kızıl ışıklarıyla karışan kızıl saçlarımdan süzülüyor yapraklar. Dün ve bugün arasında gidip gelirken dudaklarımdaki fısıltılar, yine de varım diye geçiyor içimden yaşama isyan. Hala hissedebiliyorum hala görebiliyorum. Uzak sesler yankılanıyor içimde çocuklara bakarken. Onlar kadardım ve acıyla büyümeme rağmen güzeldi hayat. Gazoz kapaklarım, lastiğim, eskimişte olsa bebeklerim vardı. Yalnız değildim yani. Asla yetmeyen harçlıklarımızla aldığımız dondurmalar, kızınca kavga ettiğim küçük dostlarım vardı. Okul önlüğüm, defterlerim, severek seçtiğim kalemlerim vardı. Çok şeyimiz vardı eskiden. Şimdi de anılarımız var. Sadece düşündükçe yürek burkan anılarımız. Bir daha yakalayamadığımız büyülü zamanlar. Sevda kırıntılarımız bile var. Hesapsız sevmelerimiz, abarta abarta bitiremediğimiz mutluluk oyunlarımız var.
Yorum (yok) Yorum yaz!
24/10/2008 ·
Aşk falan değil derdimiz , sevgilinin gözleri değil özlediğimiz. Biraz soluk almak sadece yaşadığını hissetmek , özgür olduğunu bilmek. Ne kurallardan ne kanunlardan ne de insanımızdan şikayetçiyiz. Tek dert yüreğimizi sıkan o bir çift el. Küçücük sevgilerimizi yerden yere vuran , umuda müsaade etmeyen o kopkoyu gözler.
Anlamayan , dinlemeyen , bildiğimi bilmeyenlerden şikayetçiyim. İnsanım ben ; bildiklerimle , bilmediklerimle , umutlarımla , hatalarımla ve hepsinden çok korkularımla. Biraz düşünün her adımda savaşmak zorundayım. İstediğim gibi sevemem ya da nefret edemem. Canım sıkıldı mı parklarda yatamam , iki duble içip olduğum yerde on dakika kestiremem. Çünkü insandan önce kadınım. Aslında erkeklerde payını alıyor bundan. İnsandan önce erkek olmak ; durmadan çalışmak , birilerinin geçimini üstlenmek , yedi ceddinin namusunu korumak zorunda olmak .... Onlarda bizden farklı değil.
Herkesin kendi kendine böyle düşündüğüne eminim anlayamadığım konu bir başkası olunca neden tavırlar değişiyor. Bazen insanlarla diyalog kuramıyorum , onları anlayamıyorum. Tüm yaşayanlar zaman zaman aynı sıkıntılara düştüğü halde birbirini kınayabiliyor. Hatta acımasızca dedikodu boyutuna varan tatsız şeyler yaşanıyor. Kendileri hissederken ya da yaşarken normal , başkaları yaşarken kötü oluyor her şey. Görüşüm asla bu yönde değil. İnsan yaşadıkları karşısında vicdanıyla , aklıyla , duygularıyla ve sonuçlarıyla karşı karşıyadır ve tamamen yalnızdır. Yaptığı doğru veya yanlış tüm davranışların ödülü – cezası ona aittir , izleyenlere değil. Yaşadığım tüm olayların ne olduğunu ve ne hissettiğimi sadece ben biliyorum. Ne olayı benimle yaşayan , ne sırdaşım ne ailem ; sadece ben. Canım yanmışsa , hata yapmışsam , etiğe aykırı davranıp vicdan azabı çekmişsem , kendimi başarılı , hatalı , mutlu ya da kirli hissediyorsam bunu bir ben biliyorum.
Sevgili yaşayanlar ; siz beni anlayamazsınız bende sizi. Çünkü yalnızız , hissettiklerimizi kelimelere dökemeyecek kadar yalnız. Hayatı nesnel bir platformda paylaşabiliriz , birbirimize teknik olarak yardımcı olabiliriz. Ama ruhlarımız yalnız bunu kabul etmeli. İşlerimiz , eşlerimiz ve psikanalistlerimiz yüzeysel bir rahatlamadan , kaçıştan öte bir şey değil. Öyle benzersiz bir yaradılışımız var ki ; hepsini kandırabilir , kullanabilir , yönlendirebiliriz. O kadar karamsar değil her şeyi sevebiliriz de. Ama sevdiklerimizi yüzde yüz anlamak ve tatmin etmek mümkün değil. Bunun için beni yerden yere vurmayın. Gülümsediğim tüm yüzleri mutlu edemem çünkü anlayamam. Mutlu veya mutsuz ediyorsam eğer bu kişiliğimden , bilinçdışımdan ve sürekliliğe bağlanmış davranışlarımdandır. Yaşamın aşk,paylaşım,para,güzellik değerlerini benimsemiş olan kabuğumuzdan kaynaklanan bir düzende arada bir sıra dışı oluyorsam kabuğumun altında ki altındaki insanın bunlara dayanamamasındandır.
Yorum (yok) Yorum yaz!
28/9/2008 ·
Şimdi herkes diyecek ki bu da ne :) Demeyin, yüzlerce şiir,yüzlerce yazı ve yaşanan otuz yıllık bir ömrün ardından sevginin en safı,en dayanılmazı,en derinde hissedileni ancak bu resimle anlatılır diye düşündüm.Oğlum herşeyim oğlum ....
Yorum (yok) Yorum yaz!
28/9/2008 ·
Sabah,yağmur
Ve aklıma çakılan gözlerin …
Dudaklarındaki ince gülümseme…
Yani her şey yerli yerinde,
Aldırmıyorum artık
Aynalardaki yalnız görüntüme!
Öğrendim !
Sevdanın yürekte olduğunu
Bir kırılgan selamın bile
İnsanı yaşama bağlayabildiğini.
Öğrendim !
Korkuların bazen
Sözcükleri dondurduğunu
Elleri durduğunu
Ama sevdanın hep var olduğunu…
Öğrendim !
İnsanın daima yüreğindekine ait olduğunu
Nefesinin aslında hep yanı başımda olduğunu
Hiç gitmediğini öğrendim.
Her çalan telefonda
Karaladığın her satırda
Aslında içinden bir şeyler koptuğunu…
Öğrettin !
Başka yolu olmadığını
Artık bir yüreğin iki insanı olduğumuzu…
Yorum (1) Yorum yaz!
18/9/2008 ·
İnsan yaşamaktan yorulur ara sıra. Hani o hiçbir şey yapmadan tembel tembel hayata dışarıdan baktığımız zamanlardan bahsediyorum. Çalışmaktan , savaşmaktan , aşktan , çok sevdiklerimizden keyif alamadığımız tatsız günler. Sonra düzelir , depresyondaydım deriz , geçip gitmiştir melankolik günler yaşam normale dönmüştür. Aklımıza bile gelmez oluverir üzüldüklerimiz...
Böyle geçen yıllardan sonra öyle bir dönem geliyor ki , geçip gitmiyor depresyon. Yaşam biçimi olup kalıyor düzenimizde. Unutma kabiliyetimizi kaybediyoruz. Bir bakışa ya da iyi niyetle dile getirilmiş küçük bir ikaza bile içerleyebiliyoruz. Tıpkı tarif ettiğim gibiyim şimdi. Kızmakla yetinmiyorum artık , yaşadığım o küçücük şey her neyse aylar sonra hatırladığımda aynı derecede öfkeleniyorum dahası kırılıyorum. Tuhaf olan durumun farkında olmakla birlikte değiştirmek için hiçbir şey yapamamam. Olumsuzluk hatasını gözüme sokuyor hayat ve ben buna karşılık “ evet bu çok kötü ama ne yapayım ben böyleyim “ deyip bir de savsaklıyorum yaşamayı. Gitgide asla unutmayan kindar biri oluyorum. Şöyle bir etrafıma bakındım geçen gün ; bu şekilde diğer insanlara benzemişim , hani o yüreği küçük diye kızdığım insanlara. Anlayışsız oluyorum her sıkıntıyla beraber , insanları oldukları gibi kabullenmekten vazgeçiyorum. Ya istediğim gibi olsun ya da görüşmeyelim diyorum. Ne kadar yazık ; oysa herkesin en güzel halinin olduğu gibi yaşaması olduğunu en iyi bilenlerdendim ben ! Teslim olmak mı bu yaşam karşısında ?
İyi niyetlerime ne oldu diye sorup dursam da aslında biliyorum; hepsi içimdeler. İnsan sevgim henüz tükenmedi. Hala seviyorum ılık bahar günlerini , romantizmi hatta biraz melankolik olmayı ve her seferinde kırılsam da yaşayan her şeye merhamet duymayı...
B.G.
Yorum (1) Yorum yaz!
« Önceki ::
